- Türkiye' de grafoloji konusuna gelince; bu alanla Adli Tıbbın ilgilendiğini görüyoruz.
1952 de, Dr. Hayrettin Dalokay' ın, Dr. Folco Domenici' den çevirisi: "El yazıları Ekspertizliği “ ve 1953 de, Dr. Hayrettin Arıpınar' ın makalesi: "Adli Tıp Bakımından Yazı Fizyolojisi ve Yazı Bilimi" var.
Her iki yazarın da, " yazı şahsiyetin bir ifadesidir ve onun teşhis ve tefrikini, ancak kriterlerini etüt etmeye çalışmış bir hekime bırakılmalıdır, diyen görüşlerini geçerek, Türkiye' de grafoloji konulu çalışmaları ararken, işte aynı dönemde; İsmail Hakkı Baltacıoğlu’ nu buluyorum…. ve yolum birden aydınlanıveriyor.
Baltacıoğlu, 1954 de; "mahkemelerimizde konu, yazı, imza, senet ve taklidi - tahrifi - yazıya yazı katma olunca, çağırmalı?, yazıdan anlayan kimdir?" sorularını sorarak, o tarihlerdeki durumu anlatıyor. ” Hattatlar, ressamlar, mühürcüler, başkatiplerdir ve artık öğrenmek gerekir ki, Türk mahkemelerinde bu işlerin temeli, grafoloji ilmidir ve psikolojinin bir koludur" diyor.
Ona göre grafolog olmanın ilk şartı, Tanrı vergisidir. Bir grafoloji duygusu (sens grapholojiqe) vardır ki, herkeste yoktur; müzik, şiir, hitabet gibi. Ancak bu duygu yeterli olmayıp, bilim - metot insanı da olmalıdır, tarzındaki düşünceleriyle Baltacıoğlu.' nu merak ederek; onun, çocukluğundan beri sürekli olarak yazı, resim, süsleme sanatlarıyla uğraşmış olan biri olduğunu ve sonra 1910’lar da Paris'te sosyoloji, psikoloji, sanat tarihi ve estetik araştırmaları yaptığı ve Ankara - İstanbul mahkemelerinde bilirkişi grafolog olarak yüzlerce el yazısı görmüş, sanatkar ve aydın bir bilim insanı olduğunu öğreniyorum ve kendisinden sonraki yayınlarda bu değerden hiç bahsedilmemiş olmasını anlayamıyorum.
Baltacıoğlu' nun grafologlar için kullandığı "yazı psikologları" deyimi ile, "yazı bilirkişileri Grafolog - psikolog olmadıkça, bu işte hiçbir yetki taşımazlar, gerçek budur". diyerek bu konudaki kargaşaya o daha 1954 sıralarında, kesin bir açıklama getirmişti.
Kimya laboratuarları konusunda da; bu işte tek yetkili yerler olmadığını söylerken, mürekkep tahlillerinin bazı şeyler öğretebileceği, hatta bazı gerçeklerin yalnız mürekkep tahlilleriyle anlaşılabileceği, ancak kimya laboratuarlarının, bunun dışında yapacağı işin olmadığını; grafoloğun gözleriyle yapacağı incelemeyi, hiçbir laboratuar tahlili ve hiçbir büyütücü aracın yapamayacağını belirtir.
Türkiye’de grafoloji konusuna devam ederken, gene Adli Tıp'ta bulabildiğim, bir uzmanlık tezi: "Sahtecilikte Yazının Değeri ” en yeni yayın olan, 1992 tarihli, "Adli Tıp Açısından Grafolojinin Önemi".
Bu çalışmalardaki bazı noktaları eleştirmeden geçmek, Türkiye'de grafoloji ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu adına büyük haksızlık olacaktır.
Bahsettiğim birinci yayında; yargı organlarınca gönderilen belgelerin, hangi grafolojik yöntemlerle ve hangi kriterlere göre tetkikinin yapıldığı?; " utangaç eğilimliler “ cimri eğilimliler ", hangi bilimsel veriler bu gibi özelliklerin grafik bulgularını belirleyebilmiştir?; konu el yazılarının kişilik analizi midir, yoksa sahte yazıları ayırmak mı? "Dosyaların sahtecilik yönünden değerlendirilmesi, yurdumuzun coğrafi bölgelerine göre yayılma
durumunu saptamak amacı “ ile yola çıkılan bir konu ile, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde sahteciliğin yaygınlaştığı (?) sonucuna varıldığında, hangi bilimsel hedefe
hizmet edildiğini kavramak imkansız.
Gelelim ikinci kitaba: Gene 1946’lardaki Frayssinet (kimdir belirtilmemiş), 1950’lerdeki Domenici' ye sıkı sıkıya bağlılıkla, "ancak hekimler grafolog olabilir" saplantısının hala devam ettiğini, hem de bu yıllarda Türkiye'de güzelim Baltacıoğlu; dışarıda da, Lewinson ve Zubin, Saudek, K.Roman, Robert Heiss, James Crumbaugh ve diğerleri varken devam ettiğini görüyor ve bazı yanlışları düzeltiyorum:
İmza, yazarın diğer yazılarından oldukça değişik bir karakter taşımaz. Normal bir yazıda sözcük içinde duraklama ve kalem kaldırma görülür; ayrıca, grafolojide, patolojiyi haber veren, " anahtar sinyaller" vardır; ancak, " normal yazı " kavramına rastlamadım. Yazıda,
"yedi temel karakteristik bulgu" da ısrar edilirken, yazının "boyutu" ve yazının "işlerlik derecesi"ni anlayamadım ve uluslararası grafolojik terminolojide-bulamadım. Son
olarak; yazı türlerini çeşitlemek, dipsiz bir kuyudur ve yazı örneğini sorgularken, bu çeşitlemelerin ne faydası olacaktır ?
Sonuç olarak, grafolojinin en saygın olduğu bölgenin Avrupa olduğunu ve son zamanlarda Amerika'da da bu konuya ilginin arttığını görüyoruz.
Türkiye’de, yüzlerce el yazısı. çalışması yaparak bu alana emek vermiş insanların bıraktığı, geniş ve bereketli bir yer var. Sanıyorum ki bu toprağa dikilecek küçük bir fide bile, kilometrelerce uzaktan hemen fark edilecektir.
20 Ağu 2007
TURKİYE' DE GRAFOLOJİ
Etiketler:
TURKİYE' DE GRAFOLOJİ
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder